YAŞAMAK

 

İnsan neden yaşar?

Kimileri bunun bir içgüdü olduğunu savunur, yaşarız çünkü içgüdülerimiz bizi bu yönde güdüler. “Yaşamalıyım, ne olursa olsun yaşamalıyım!” sahiden de başımıza ne gelirse gelsin eğer büyük bir duygusal buhranda değilsek, yaşamak için çabalarız. Çok sevdiğimiz birini kaybettiğimizde, onsuz yaşayamam, diye düşünürüz içimizde; ancak hemen ardından bir düşünce daha gelir, onun için yaşamalıyım. Bu ruhumuzun kendini kandırma biçimi midir? Savunulduğu gibi, yaşama içgüdüsü müdür bizi böyle çelişkilere iten? Çok kötü bir şey yaşarız, işimizi kaybederiz, “namus” kavramını karşılayan bir şeyimizi, onurumuzu, paramızı; tüm bunlara rağmen, içimizde, derinlerde bile olsa dayanmamızı sağlayan bir güç vardır. Yaşamamızı devam ettiren bir güç.

Kimileri ise yaşamın gayesinin ölüm olduğunu savunur, insan ölmek için yaşar derler. İnsanın içindeki bu ölüm arzusu, kendisini baş gösterdiği anlarda insan büyük bir heyecan eşliğinde büyük bir korku da duyar: bu gayenin gerçekleşme olasılığı. Genç bir kız, roller coastera biner, lunaparktaki hız trenleri. Tren hızlandıkça büyük bir heyecan duyar aynı zamanda oluşabilecek bir aksaklığın yaşamında neden olacağı sonuçtan da korku duymaya başlar, ölmek örneğin. Yaşamın sonlanması. Adrenalin tutkunları, binlerce metreden paraşütle atlarlar, binlerce metrelik dağlara tırmanırlar, Ekvatordaki aşılmaz ormanlara dalarlar… Tüm bunlar, ölme gayemizin bizi yönlendirmesi olabilir mi? İnsanın uğruna yaşadığı şey, ölmek.

Şayet biri benim fikrimi soracak olsaydı, ben insanı yaşatan şeyin umut olduğunu söylerdim. Basit gelebilir ancak umut kavramının herkes için kolay ulaşılabilir bir şey olduğunu düşünmek, insanlardan çok şey beklemek olur. Bizi iten şey nedir? Güdüleyen şey nedir? Bence daha iyisini umut etmektir. Yaşamlarımızı bunun için sürdürürüz, daha iyi bir gelecek umuduyla ilerleriz. Her gün, bugün o gün olabilir beklentisiyle uyanmaktır bizi yaşatan. Bugün hayatımın aşkıyla tanışacağım, bugün rüya işimi kapacağım, bugün güzel bir gün geçireceğim, arkadaşlarla eğleneceğim, amacımı bulacağım. Burada da yaşamın amacının kültürlenmek, gelişmek olduğunu savunanlara değinmek gerekir çünkü bizleri yaşamda tutan şey gelişebilme potansiyelimize olan inancımızdır. Kimileri nevrozun yani kaygının sebebinin yeterince gelişememek, kültürlenmemek olduğunu savunur ki bu bir yerde yaşamanın nedenini içgüdülere bağlayanlara ters düşmektedir çünkü onlar içgüdülerin isteklerinin karşılanmasıyla kaygının yok olacağına inanırlar; bu da maalesef kültürü ve tüm gelişimleri göz ardı ederek sahip olunabilecek bir şeydir. Esas fikre dönecek olursak, bizi yaşamda tutan şeye, gelişme olanağının varlığı insanları hayatta tutar. Bu önemli ve sağlıklı ancak bir ölçüde tehlikeli de bir durumdur. Umudumuz yanlış kişilerin bizlere karşı kullandığı bir silah halini alabilir. Yaşanılan tüm acılara ve kederlere, gelecek güzel günlerin umuduyla sarılırken, bu acı ve kederlerin sorumlularını göz ardı edebiliriz. Onlar “dayan!” derler, bizler de dayanırız. Dayan diyenlerin umutlarımızla oynadığının farkında olmaksızın, dayanmaya çabalarken, bir noktada bu güç gelmeye başlar. Artık dayanmanın da ötesinde yaşamak zorlaşır, “umutlarım için yaşamalıyım!” bu sefer “dayanmak için yaşamalıyım!” olur. Umutlarımız elimizden alınmıştır ancak biz dayanmakla çok meşgul olduğumuz için bunu fark etmeyiz ve bir noktada dayanmak güç ve aptalca gelir, artık yaşamanın son amacı da ruhu terk etmiştir.

Peki ne yapmalıyız? Bazı kendini bilmezlerin önerdiği gibi yoga ve spora mı başlamalıyız, güzel bir perhiz, hoş, kafa dağıtıcı bir hobi. Tüm bunlar, yaşamın gereksizliğini düşünen birisi için komik olmayan, içi boş fıkralardır. Ben de bir şey öneremem elbette ancak kendi yaptığım şeyi sizinle paylaşabilirim. Gerçekten umutsuz hissettiğimde, gerçekten kaybolmuş hissettiğimde, o anın yeterli olduğunu kendime aşılarım. Bunu şükürle karıştırmayın, şükretmek, sahip olduklarına teşekkür etmek elbette çok önemlidir ancak her defasında daha kötüsü olabileceğine dair kendini telkin etmeler hiç de sağlıklı değildir. O anın yeterli olması, kabullenmeyi içerir. “Evet bu an bu duyguları hissediyorum, bu hisler ihtiyaç duyduğum yalnızlık için bana yeterli. Bu umutsuzluk şu an yaşamam gereken şey, yarını daha da anlamlandırmam için çünkü insanlar bazen yalnız olmak ister bazen umutsuz olmak ister çünkü umutsuzluk çabalamamayı içerir. Çabalamamak hiçbir efor gerektirmeyen bir şeydir ve bazen hiçbir şey yapmamak iyi gelir. Özellikle de sürekli çatışmacı bir ortamda okul ve işi bir arada götürmeye çalışan birisi için. Bazen umutsuzluk iyidir, küçük bir mola sağlar. Ertesi gün ayağa kalkar ve çabalamaya daha iyisi için çalışmaya ve umut etmeye devam ederiz. Umutsuzluğa kapılmaktan korkmak, bunu hiç yaşanmaması gereken bir şeymişçesine ondan kaçmak kişiyi daha da büyük bir çıkmaza sokar. Bazen yalnızca kabullenmek gerekir, daha da güçlü sarılmak için kısa bir süre gevşemek iyidir.

Yorumlar